

Tuhafazakâr...
Üç tur dönüp, iki parende atınca, hayat nefese vuruyor kendini. Çek ciğerlerine şu an soluduğun dünyayı, korkma, gelecekten kimse emin değil nasılsa! (İçimden bi ses böyle söylüyor, manasını aramıyorum ve arama-yınız!) Biz, yağmurun tadını bünyeye enerji olur niyetine Karaköy’de denize nazır bir dükkânın leziz mi leziz şahanelikleriyle çıkarıyoruz. Buradan bakınca da tüm dünyanın gamını görebiliyoruz ama muhabbet güzel şimdi… Efkâr basınca yürümek iyi gelir derdi babam, buna istinaden güzergâha Galata’nın yamacını iliştiriyoruz. Sürüyünce ayakları kaldırımda unutmuyoruz; asıl hikâye muhabbetimize fon yapan, yanımızdan geçen insanlarda. Miss bir Türk Kahvesi paklıyor tüm karanlığa çökmüş kafalarımızı. Faniliğimizi ise; ‘ıslanmak güzeldir’i en âlâ şekilde gösteren klibiyle The Swell Season’ın “Low Rising” şarkısı şereflendiriyor. Galata’nın yokuşundan, beynimizde tefrikalar eşliğinde kaldığımız yerden tabiatımız gereği akmaya devam ederken biz, sizlere de Başkentli üstadımın karabatak hallenmelerime iyi gelir niyetine gönderdiği bir şahaneliği takdim etmek istiyorum. 2010 yılında işlerinden istifa ederek, ‘başka türlü bir şey’ bizim istediğimiz, alt metninden mütevellit, 13 aylık dünya turuna çıkan iki mühendisin yol hikâyesi bu… 9 dakikanızı ayırırsanız, yüzünüzde en temizinden bir tebessümü oluşmuş bilin (kim bilir belki bir gününüzü kurtarır).
TİYATRO TİYATRO’DAN 2011’İN EN’LERİ
Bu haftanın tiyatro mesaisinde; 2011’de tiyatro tutkunlarına merhabasını çakan Avamqarte Tiyatro var. Ama öncesinde Tiyatro Titatro Dergisi ’nin Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde, 9.’sunu düzenlediği Tiyatro Ödülleri töreninden bana kalanları dökülmek istiyorum. İlk önce bu topraklarda; izleyicisinden mekânına, bütçesinden oyun yazarına ve bir oyunun sahnelenmesine kadar sorunlu bir serüvenken tiyatro, meşakkatli iştir bir dergiyi 21 yıldır ayakta tutabilmek! Bu yüzden Mustafa Demirkanlı başta olmak üzere dergiye emeği geçen herkesi canı gönülden kutlamak istiyorum. Şimdi bildiğimiz mevzulara dalmayacağım tabii ki ama törende de altı çizilen, verilemeyen-yapılamayan destek ve destekler-di… Naçizane fikrim; tüm tiyatrocular, biz izleklerden bekledikleri desteği kendileri de yapabilirler, ki kendi seslerini duyuran bir dergiye yıllık abonelik ne kadar tutacaktır?! Hesaba vurunca Asmalımescit yahut Nevizade’de kaç gece muhabbeti tutabilir ki?! Gruplaşma yahut sendikasal bir şeyler yaratmayı dahi yeni yeni yapılandıran bir sanat dalından bahsediyoruz değil mi?! Sustum.
2011’in en’leri arasında o kadar çok iyi oyunlar vardı ki, törende gözlerim hep onları aradı ama ne yazık ki kısır bir döngüye dönüşmüş buldum adayları… Vardır bir bildiği seçici kurulun diyorum, devam! Ama en’lerim arasında olan oyun-oyuncu-yönetmen ve yazar’ların da bu ödüllerden nasiplenmesi, beni mutlu etti. (Tören sunumundaki samimiyetinin hastası olduğum, ‘eski tiyatroculardan’, gazeteci-yazar Enver Aysever: ‘Muhafazakarlıktan öte, gittikçe tuhafazakârlaşıyoruz’ cümlesiyle, düşünce patlangaçlarımıza ayar vermiştir, eyvallah!) Bu yıl, Tiyatro Ödülleri Teşekkür Plaketi’ni, rahatsızlığından dolayı katılamayan, efsanevi oyuncu Macide Tanır’a iletilmek üzere Genco Erkal aldı. (Hazırlanan slayt gösterisiyle Macide Tanır’ı ne kadar özlediğimi hatırladım; mütemadiyen sevgiler hocam.)
Yılın Yapımı: İstanbul Devlet Tiyatroları - ‘Ölüleri Gömün’.
Yılın Erkek Oyuncusu: Sıfırnoktaiki - ‘Bazı Sesler’/ Ushan Çakır ve Kocaeli B.B. Şehir Tiyatrosu – ‘Küheylan’ / Fatih Sevdi.
Yılın Kadın Oyuncusu: Ve Diğer Şeyler Topluluğu - ‘Yüzyılın Aşkı’ / Sanem Öge.
Yılın Oyun Yazarı ve Yönetmeni: Krek Tiyatrosu - ‘Güzel Şeyler Bizim Tarafta’ / Berkun Oya. 2012’ye göz kırparken, naçizane bu yılın en’lerinde, köşemizi şereflendirenlere biz de bir göz atalım. Benim 2011 en’lerimde, tüm zamanların en’lerinin başını çekeceğine inandığım Seyyar Sahne – ‘Tehlikeli Oyunlar’ı bir kenara alırsak;
1. “Larqo Desolata” / Ekip
2. “Disko 5 No'lu” / Destar
3. “A 4” / Tiyatro Hal
4. “Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince Ama Şimdi İyi” / Talimhane Tiyatrosu
5. “Güzel Şeyler Bizim Tarafta” / Krek
6. “Bazı Sesler” / Sıfırnoktaiki
TİYATRO AVAMGARDE’DAN ELEMAN ARANIYOR
Gelelim köşeyi işgalime; Şehir Tiyatroları oyuncuları Emre Narcı ve Aslı Narcı önderliğinde kurulan Avamqarde Tiyatro’dan “Eleman Aranıyor”… Hedeflerinin çoğunlukla kendi metinlerini yazıp, oynama niyetinde olduğunu belirten ekip; “Yapmak istediğimiz logomuzda da tasarladığımız gibi izleyenlerin seyrederken gardını almasını sağlamak. Oyunlarımızda söylem biçimimiz olabildiğince yalın; ancak seçilen oyunların üzerine düşünülmesi gereken konular olması çabasındayız” diyor.
Ekip, ilk oyunları olan “Eleman Aranıyor”un konusu itibariyle kapsama alanının sınırlarını kalın bir çizgi ile belirlemiş gibi! Zira yaşadığımız bu coğrafyada bu türden anlatımlarda çizgiler belirlemek, hem kolay değil, hem de zahmetli. Buna istinaden anlattıkları hikâye için, ilk önce kocaman bir teşekkürü hak ediyor bu genç ekip. Hayır, dejavu’lara alışkın bir mizacımız var, o yüzden enseyi serin tutması açısından olumlu buluyorum ekibin bu eylemlerini. Bu kadar hassas ve felsefi bir konuyu, hayal gücünü ve ironiyi kullanarak kıvamında bir anlatımla ortaya servis biçimleri takdire şayan. (Faklı pencerelerden selam çakan tüm söylemlerin takipçisiyiz ve destekçiyiz naçizane. Bu da böyle biline!)
MELEKLERİ HİÇ BÖYLE DUYMADINIZ?!
Tanrı, şeytan, cennet, cehennem, dört büyük melek ve iki fani… Panik yok, her şey yerli yerinde, sadece detaylarda boğulan bizlere geniş kadrajda bir fotoğraf çiziyor o kadar! O kadar çok bu dünyalı olan bizlere, faklı bir boyuttan, soyut bir hikâye anlatan Avamqarde Tiyatro, “Eleman Aranıyor” ile öteki dünyayı cesur bir bakış açısıyla irdeliyor. Devlet dairesi görünümlü bir ofis. Garip tavırlı iki adam cenazeden dönmektedir. Yıllardır hizmet ettikleri kurumun en önemli iki yöneticisi vefat etmiştir. Yerlerine hemen yenilerini yerleştirmek zorundadırlar. Çünkü bu kurum, o mevkiler olmadan ayakta duramaz. İki aday gelir ve zorlu mülakat başlar… İşte bu başlangıç, tüm mevzunun inceliğini oluşturuyor ve Avamgarde döktürüyor adeta. Oyun yazarı Ozan Ağaç’ın diyalogları, sahneden sahneye geçiş biçimleri ve olayları farklı normlarda ele alıp işlemesi de ayrıca dikkat çekici; Tanrı ve şeytan arasındaki bitmeyen yüzyıllık çekişme, İsrafil’in ‘sur’a üfleyerek kıyameti koparma tehditleri’, Mikail’in ‘fırtınaya yakalanmasından sonraki söylemi’, Azrail’in ‘yoldan çıkanlara uyarı mesajları ve sonrasında inisiyatif kullanma şekli’, Cebrail’in ‘İsrafil’i sakinleştirme durumları, dünya nimetlerini merak edişi ve sürekli yiyemediği yemeklerin siparişlerini verme halleri’, bir öğretmen ve bir politikacı; ‘bu iki faninin mertebe sınavına tabi tutulmaları’… Oyundan da anlaşılıyor ki öteki dünyada bizimle aynı dertlerden mustarip.
İKİ DÜNYA ARASINDA VE ZAMANIN RUHU…
Oyun, insanoğlunun ‘o çok derin içeriği’ne ve ‘o tükenmeyen varoluş’sal mücadelesine öteki dünyadan bakıyor. Bunu yaparken bu dünyanın araflıklarına da merhaba es’ini unutmuyor. Bu çok başarılı. Ama izlerkenki hissiyatım; keşke batı formunda irdelenen tanrı ve şeytan algısında, hikâyenin altı biraz daha doldurularak verilebilseymiş. Bilinçli olduğunu düşündüğüm karikatürize edilerek anlatım, daha da beklenti yaratmış olabilir bende. Daha çok felsefi ve edebi bir söylem de beklemedim değil! Ama oyunun sonu biraz aceleye gelmiş gibi, ne dersiniz Avamgarde ekibi!?
Hegel, ‘zamanın ruhu - zeitgeist’inde haklı çıkıyor yine… Bakmayın derine daldığıma, mizahi bir üslubu var Avamgarde’ın, hoşunuza gidecek türden. İzlerken katıla katıla güldüğünüz sahnedekilerin, aslında bu yeryüzündeki siluetiniz olduğunu göreceksiniz. (Sonuçta, genç ve yeni kurulan bir ekip karşımızdaki, oyunculuklarındaki heyecandan tutun, dünyaya ait dertlerinin olup da bunu sahneye taşımaları, benim onları daha da sevmemi sağlıyor… Bildiğim Avamgarde ekibi ile bundan sonra daha çok haşır neşir olacağız.)
‘Eleman Aranıyor’ künyesinde kimler var derseniz de… 2010 yılında Kısa Oyunlar Festivali’nde ve İBBŞT tarafından düzenlenen 27. Genç Günler (2011) kapsamında takipçilerinin yakından tanış olduğu Ozan Ağaç’ın yazdığı, Aslı Narcı’nın yönettiği, Emre Narcı’nın yönetmen yardımcılığını üstlendiği, Sebla İplikçi, Senem Cevher, Serhat Yıldız, Ozan Ağaç, Sedat Başargan ve Ayhan Bardakçı’nın başrollerini üstlendiği oyunun dekor tasarımı Cem Özüduru’nun imzasını taşıyor. Bu genç topluluğun ayrıca provalarına devam ettiği ‘Aşk Üçlemi’ isimli bir de yeni oyunları var. Bakalım iki dünyayı, ince nakış gibi işleyen Avamgarde, aşkı hangi minvalde karşımıza dökecek? Ekibin oyunlarını Maya Sahnesi’nden takip edebilirsiniz.







